Orhan Sarıbal: "Tarım Kağıt Üzerinde Planlanıyor, Çiftçi Tarlada Zarar Ediyor"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, gıda ithalatındaki artıştan çiğ süt desteğine, salçalık domatesten fındık ve kuru üzüme kadar tarım gündemini değerlendirdi. Üretim planlamasının ithalat, destekleme, depolama ve pazarlama politikalarıyla birlikte yürütülmediğini belirten Sarıbal, “Tarladaki yaşamla Ankara’daki plan birbirine uymuyor. Çiftçinin ne ekeceğini belirleyip gelirini güvence altına almıyorsanız tarımı değil, şirketlerin hammadde ihtiyacını planlıyorsunuz” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında tarım ve gıda gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi. Gıda ithalatındaki artışın Türkiye’nin üretim yapısındaki kırılmayı gösterdiğini söyleyen Sarıbal; çiftçinin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve geciken destekler karşısında üretimden uzaklaştığını belirtti.
İktidarın “üretim planlaması” adı altında aldığı kararların sahadaki sorunları çözmediğini ifade eden Sarıbal, tarımsal planlamanın yalnızca çiftçiye hangi ürünü ne kadar ekeceğini söylemekten ibaret olamayacağını vurguladı.
Gıda ithalatındaki artış yüzde 46,8’e ulaştı
TÜİK’in haziran ayı dış ticaret endekslerine dikkat çeken Sarıbal, geçen yılın aynı ayına göre ihracat miktarının yüzde 8,1, ithalat miktarının ise yüzde 9 arttığını aktardı. Gıda, içecek ve tütün grubundaki ithalat miktarının yüzde 46,8 yükseldiğini, aynı gruptaki ihracat artışının yüzde 19,1’de kaldığını belirtti.
Gıda ithalat birim değer endeksinin yüzde 3 gerilemesine rağmen ithal edilen ürün miktarının yükseldiğini söyleyen Sarıbal, şöyle konuştu:
“İthalat değerindeki artış uluslararası gıda fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanmıyor. Daha fazla gıda ürünü ithal ediyoruz. Dört mevsimi, verimli toprakları ve yaklaşık 230 milyon dönüm ekilen-biçilen alanı bulunan bir ülkede gıda ithalatının bu ölçüde artması kabul edilemez.”
Çiftçinin mazotundaki ÖTV ve KDV kaldırılmalı
Tarım sektöründe yılda yaklaşık 3,5 milyar litre motorin kullanıldığını belirten Sarıbal, motorinin üretimin bütün aşamalarında temel girdi olduğunu söyledi.
Motorin üzerindeki ÖTV’nin ağustos sonuna kadar sıfırlanmasının geçici bir uygulama olduğunu kaydeden Sarıbal, eylül ayından itibaren verginin kademeli olarak yeniden uygulanacağını hatırlattı:
“Çiftçi yalnızca ağustos ayında mazot kullanmıyor. Eylülde arazi hazırlığı, ekim, sulama ve ürün taşıma faaliyetleri devam edecek. Hububat üreticisi tarlasına girecek. Bu nedenle çiftçinin kullandığı mazottaki ÖTV ve KDV geçici olarak değil, tümüyle kaldırılmalıdır.”
Çiğ süt desteği sekiz aydır açıklanmadı
Hayvancılıkta 2024-2026 dönemini kapsayan destekleme modeli uygulanmasına rağmen 2026 yılı çiğ süt desteğinin hâlâ açıklanmadığını belirten Sarıbal, üreticinin yılın ilk aylarına ilişkin desteğin ne kadar olduğunu ve ne zaman ödeneceğini bilmediğini söyledi.
Ulusal Süt Konseyinin çiğ inek sütü tavsiye fiyatının, destek hariç üreticinin eline net 24 lira 30 kuruş geçecek şekilde belirlendiğini hatırlatan Sarıbal, TÜSEDAD’ın Temmuz 2026 için açıkladığı model işletme maliyetinin litre başına 26 lira 87 kuruş olduğunu ifade etti.
Süt/yem paritesinin de üreticinin kârlı biçimde üretim yapmasına yetmediğini vurgulayan Sarıbal, küçük işletmelerin büyük ve entegre işletmelerle aynı koşullarda değerlendirilemeyeceğini belirtti:
“Bir litre sütle en az 1,5 kilogram yem alınması gerektiği söyleniyor. Bugünkü maliyet koşullarında bunun bile yeterli olmadığını görüyoruz. Küçük üreticinin maliyeti daha yüksek, pazarlık gücü ise daha düşük. Litre başına süt desteğini derhâl açıklayın ve ödeyin.”
Meraya dayalı hayvancılığın zayıflatıldığını, yem ve canlı hayvan ithalatına bağımlılığın arttığını söyleyen Sarıbal, mevcut politikanın hayvancılığı sürdürülebilir olmaktan çıkardığını dile getirdi.
Sözleşme var ama üreticinin gelir güvencesi yok
Torbalı, Tire ve Menemen başta olmak üzere salçalık domates üreticilerinin fiyat ve alım sorunu yaşadığını belirten Sarıbal, sözleşmeli üretimin mevcut hâliyle çiftçiyi korumadığını söyledi.
Salçalık domateste kilogram başına üretim maliyetinin bölge ve işletme koşullarına göre yaklaşık 4-5 lira arasında değiştiğini aktaran Sarıbal, bazı fabrikaların uyguladığı yüzde 20-30’a varan fire kesintileri nedeniyle üreticinin eline geçen fiyatın 3-3,5 liraya kadar gerilediğini ifade etti.
“Sözleşmeli tarım tek başına çiftçiye güvence sağlamaz” diyen Sarıbal, sözleşmelerin şirketlerle tek tek çiftçiler arasında değil, üretici örgütleri ve kooperatifler aracılığıyla yapılması gerektiğini söyledi:
“Şirket fiyatı ve alacağı miktarı belirliyor; mazot, gübre, ilaç, iklim ve verim riski ise çiftçinin üzerinde kalıyor. Bütün riskler çiftçiye, ucuz domates sanayiciye bırakılıyor. Böyle bir ilişki eşit bir sözleşme değildir.”
Sarıbal, sözleşmeli üretimin kamu gözetimi ve denetimi altında yürütülmesini; taban fiyatın bağımsız bir kurul tarafından belirlenmesini; fire, kalite ve kuru madde ölçümlerinin denetlenmesini; çiftçinin itiraz hakkının güvence altına alınmasını istedi.
Tepeden inme kararlarla tarım planlanamaz
Türkiye’nin tarımsal üretim planlamasına ihtiyacı olduğunu ancak mevcut uygulamanın üretimin bütün aşamalarını kapsamadığını söyleyen Sarıbal, planlamanın üretim miktarıyla sınırlı tutulamayacağını belirtti.
Patates ve soğanda bir yıl ürünün üreticinin elinde kaldığını, ertesi yıl ekimin azalmasıyla fiyatların yükseldiğini ve ithalat kararlarının gündeme geldiğini hatırlatan Sarıbal, şunları söyledi:
“Bir yıl ürün depoda çürüyor, ertesi yıl aynı ürünün fiyatı katlanıyor ve gümrük vergisi düşürülüyor. Ayçiçeği üreticisi hasada girerken gelecek dönem için düşük vergili ithalat kontenjanı açıklanıyor. Sütte destek belli değil, domateste sözleşme üreticiyi korumuyor. Neresinden bakarsanız bakın planlama kağıt üzerinde var, uygulamada yok.”
Gerçek bir üretim planlamasının maliyet, destekleme, depolama, işleme, pazarlama ve dış ticaret politikalarını birlikte kapsaması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, üretici örgütleri, kooperatifler, ziraat odaları, bilim insanları ve yerel yapıların karar süreçlerine katılması gerektiğini söyledi:
“Merkez Ankara’da olabilir ama tarım Ankara’da yapılmıyor. Tarladaki yaşamla Ankara’daki plan birbirine uymuyor. İthalatı ve sözleşmeli tarımı tarım politikasının temel felsefesi hâline getirirseniz gerçek bir üretim planlaması yapamazsınız.”
Fındığın değeri var, üretici bu değerden pay alamıyor
TMO’nun 2026/27 sezonu için Giresun kalite fındıkta kilogram başına 255 lira, Levant kalite fındıkta ise 250 lira alım fiyatı açıkladığını hatırlatan Sarıbal, bu fiyatların bütün üreticilerin maliyetini karşılamadığını belirtti.
Akçakoca Ziraat Odasının hesabına göre arazi kirası hariç bir dekar fındık bahçesinin toplam üretim maliyetinin 36 bin 410 lira olduğunu aktaran Sarıbal, verim düştükçe kilogram maliyetinin hızla arttığını söyledi.
Dekardan 150 kilogram ürün alınması hâlinde kilogram maliyetinin 242 lira 73 kuruş olduğunu belirten Sarıbal, verimin 120 kilograma düşmesi hâlinde maliyetin 303 lira 42 kuruşa, 100 kilogramda ise 364 lira 10 kuruşa çıktığını kaydetti.
“250-255 liralık fiyatı bütün Karadeniz için maliyetin üzerinde göstermek mümkün değildir” diyen Sarıbal, eğimli ve parçalı arazilerde işçilik ve üretim maliyetlerinin daha da yükseldiğine dikkat çekti:
“Fındığın değeri var ama bu değer üreticiye yansımıyor. Fındığın ihracatından, işlenmesinden ve ticaretinden gelir elde ediliyor; ürünü yetiştiren çiftçi ise yoksullaşıyor. Fiskobirlik ve üretici kooperatiflerinin depolama, finansman, işleme ve pazarlama kapasitesi güçlendirilmelidir.”
Kuru üzüm için en az 151,50 lira talebi
Kuru üzüm üreticisinin de hızla artan mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetleri altında kaldığını söyleyen Sarıbal, bağcılığın bir yıllık üretim faaliyeti olarak görülemeyeceğini belirtti.
Çiftçi-Sen’in çekirdeksiz kuru üzümün kilogram maliyetini 93 lira olarak hesapladığını; üretici kârı ve insanca yaşam payı eklendiğinde 2026 yılı referans taban fiyatının en az 151 lira 50 kuruş olması gerektiğini açıkladığını hatırlatan Sarıbal, Alaşehirli üreticilerin de 150 liranın altında bir fiyatın bağcılığın geleceğini tehlikeye atacağını söylediğini aktardı.
Elazığ’daki üreticilerin yüksek girdi maliyetlerinin yanı sıra dolu ve hastalık nedeniyle de kayıp yaşadığını belirten Sarıbal, şöyle devam etti:
“Bağ söküldüğünde ertesi yıl aynı üretim kapasitesine dönemezsiniz. Yeniden ürün alabilmek için yıllara ihtiyaç vardır. Üreticinin ‘Bizden sonraki nesil bu işi yapamaz’ demesi yalnızca bir geçim sorunu değil, tarımın geleceği açısından ciddi bir uyarıdır.”
Üreticiyi piyasanın insafına bırakan düzen değişecek
Tarımdaki sorunların siyasi tercihlerin sonucu olduğunu belirten Sarıbal, 2026 yılı tarımsal destekleme bütçesinin 168 milyar lirada kaldığını, buna karşılık merkezi bütçeden faiz giderleri için yaklaşık 3 trilyon lira ayrıldığını söyledi.
Üretim maliyetlerinin düşürülmesi, desteklerin yeterli ve zamanında ödenmesi ve üreticinin pazarlık gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Üreticiyi tüccarın, sanayicinin ve vahşi piyasa düzeninin karşısında yalnız bırakamazsınız. Kamunun görevi çiftçinin ürettiğinden kazanmasını, tüketicinin de yeterli ve sağlıklı gıdaya erişmesini sağlamaktır. Üreticinin emeğini, ülkenin gıda güvencesini ve gıda egemenliğini esas alan kamucu bir tarım düzenini hep birlikte kuracağız.”
Kaynak:İSTANBUL SES


