Nermin Yıldırım Kara: “Türkiye’de Çalışmak da Dert Emekli Olmak da Dert; MESEM’de Çocuklarımız Ölüyor!”
CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara:
- “Türkiye'de çalışmak da dert, emekli olmak da dert; emeklilerin durumu âdeta deprem bölgesindeki afete dönüştü!”
- “En düşük emekli aylığı derhal asgari ücret seviyesine çıkarılmalı, asgari ücret de insan onuruna yaraşır bir düzeye getirilmelidir.”
- “15 yaşındaki Tarık Buğra gibi çocuklarımız MESEM kapsamında elektrik panosuna çarptırılarak ölüyor; MESEM'deki ucuz iş gücü sömürüsüne ve iş cinayetlerine son verin!”
- “TEPAV verilerine göre deprem bölgesinde en fazla istihdam kaybı Hatay'da yaşandı; 6183 sayılı Yasa'daki geçici ertelemeler değil, faizsiz ve uzun vadeli gerçek bir borç yapılandırması şarttır!”
- “BAĞ-KUR'luların 7200 prim günü sözü tutulmalı, staj ve çıraklık mağdurlarının hak kayıpları derhal giderilmelidir.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleştirilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2027 Yılı Bütçesi görüşmelerinde CHP Grubu adına söz aldı. Çalışanların ve emeklilerin derin bir ekonomik afet dönemi yaşadığını belirten Yıldırım Kara; en düşük emekli maaşından MESEM kapsamında yaşanan çocuk işçi cinayetlerine, Hatay'daki istihdam kaybından esnafın borç yapılandırma taleplerine, BAĞ-KUR prim günü adaletsizliğinden staj ve çıraklık mağdurlarının sorunlarına kadar pek çok konuyu Komisyon gündemine taşıdı.
CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2027 yılı bütçesine ilişkin konuştu.
Türkiye’de çalışmanın da emekli olmanın da dert olduğunu ifade eden Kara, "TÜİK verilerine göre çocukların işe katılımı yüzde 25. Çocuk işçiliği büyük bir sorun. Milli Eğitim Bakanlığı ile koordine oluyor musunuz? MESEM'lerde neler yaşanıyor? Çocuklar meslek mi öğreniyor, sömürülüyor mu? Çocuklar çalışırken ölüyor bir duruşma salonlarında davaları takip ediyoruz, sorumlularsa dışarda. İş Sağlığı ve Güvenliği sizin tarafınızdan hayata geçirilmelidir. Bakanlık MESEM'lerdeki çalışma koşullarını denetliyor mu, cevap vermenizi istiyoruz. 9 bin prim günü önemli. İnsanlar bekliyor. Başta deprem illeri olmak üzere özel bir çalışma yapılmalı. Staj ve çırak mağdurlarının talepleri dikkate alınmalı" dedi. Kara’nın Komisyonda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Sayın Bakanım, ülkemizde çalışarak hayatta kalabilmek maalesef imkânsız. Bunları hem çalışanlar için hem de emekliler için düşündüğümüzde bu bir gerçeklik. Türkiye'de çalışmak da bir dert, emekli olmak da bir dert; bunu söylemek de abartı olmaz.
Emeklilerin geldiği durum âdeta deprem bölgesinde yaşanan yüzyılın afeti gibi. En başta orayı söylemek zorundayım, deprem bölgesindeki 11 ildeki emekli, emeğiyle geçinen çalışanlar, özellikle işçiler ve çiftçiler de maalesef hayata tutunamayan bir afet hali yaşıyorlar. Bu yüzden yıllardır her muhalefet partisinin en düşük emekli aylığının bir asgari ücret seviyesine çıkarılması gerektiği önergeleri, teklifleri maalesef sizin tarafınızdan hiç kabul görmüyor. Tabii ki asgari ücret düzeyinin de insan onuruna yakışan bir düzeyde olması en temel sizler için bir amaç olmalıdır.
“ATIL İŞ GÜCÜ YÜZDE 30’U AŞMIŞKEN PRİM TEŞVİKLERİNİ AZALTAMAZSINIZ”
Çalışma hayatı sona erdiğinde de emekliler maalesef çok sorun yaşıyor. Sorunların işveren tarafıyla, esnaf tarafıyla ve yıllardır çalışan işçinin tarafıyla birlikte komplike olarak düşünülmesi gerekir. Yani emeğiyle çalışan bir kişi için sadece emekçi açısından değil, bunu işveren açısından da değerlendirerek bir düzenleme ve mevzuatın geliştirilmesinde fayda olduğunu kesinlikle düşünüyoruz.
Size bakıyoruz, "Geliştireceğiz" dediğiniz proje ve programları incelediğimizde bu sorunları da çözecek pek bir yaklaşım göremiyorum. Örneğin, prim teşviklerinden yararlanan kişi sayısında 2029 yılına kadar yaklaşık 300 bin kişilik bir azalma öngörülmüş. Atıl iş gücü oranının yüzde 30'un üzerine çıktığı bir ülkede bu tespitlerin azalmasını anlamak zor. Nasıl azalıyor? Çalışma hayatının sorunlarını çözmek ne işçiye ne de işverene destek olmadan maalesef mümkün değil.
Ve makroekonomik krizlerin, özellikle ülkemiz gibi jeopolitik olarak çok kıymetli bir bölgede, savaşın, her sıcak gelişmenin en fazla etkilerinin ülkemiz açısından yaşandığı bölgelerde, makroekonomik krizlerin işçi ve emekçi üzerinde en fazla yoğunluğunun görüldüğü yerlerde de sadece bunları işverenin veya işçinin üzerine atmak doğru değil ve anlamlı da değil. Bunu Bakanlık olarak sizin bir politik tercih olarak sunmanız gerekiyor.
“15 YAŞINDAKİ TARIK BUĞRA CAN VERDİ: MESEM’DEKİ İŞ CİNAYETLERİNİN HESABINI SORUN!”
Çocuk işçiliği çok önemli bir konu. Bakanlığın gerekli iradeyi göstereceği konusunda ben kuşku duyuyorum. TÜİK'in resmî verilerine göre, 2024 yılında ülkemizde 15-17 yaş arasındaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 25. Bizlerin de sıklıkla üstünde durduğumuz, özellikle "mesleki eğitim" adı altındaki ucuz iş gücünden biraz bahsetmek istiyorum. Niye bundan bahsetmek istiyorum? Ve özellikle kendi ilçem İskenderun, Hatay'a bağlı çok kıymetli ve büyük bir ilçemiz. Biliyorsunuz ki sanayinin ve istihdamın çok yoğun olduğu bir bölge.
Şimdi sormak isterim Sayın Bakanım: Millî Eğitimle koordine oluyor musunuz? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bu MESEM'deki çocukların ne yaptığına ilişkin... Nasıl okula gidiyor? Saat kaçta gidiyorlar? Müdürü atlatıyor mu? Öğretmeni atlatıyor mu? İşvereni orada bir şekilde kafaya alıp bu çocuklar, bu gençler başka işler yapıyorlar mı? Yoksa kendi uzmanlık alanlarında okudukları bölüme ilişkin olarak bu iş yerlerinde sömürülüyor mu, eziyet çekiyorlar mı, yoksa gerçekten meslek öğreniyorlar mı? Meslek edinmenin ben çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben de mesleğimi ticaret lisesinde öğrendim; temel yaklaşımımız buydu.
İskenderun'da yeme ve içme bölümünde, pastacılık bölümünde okuyan bir öğrencimiz, bir pastanede öğrenci olarak çalışma hayatına devam ederken elektrik panosunun kaldırtılmasından, dokundurulmasından —adına ne derseniz deyin— dolayı 15 yaşındaki öğrenci hayatını kaybetti; Tarık Buğra. Yargılaması da bu işlerin —sanki buna hani mecbur kılınacak— ilkesel olarak mevzuata uygun şekilde hem MESEM'deki çocukların işini takip ediyoruz, onların ne olduğuyla ilgili kaygılarını yaşamaya çalışıyoruz, bir de bunların adli süreçlerini takip ediyoruz Sayın Bakan; ya bu da bir saçmalık değil mi? 2 sanık var, dışarıya çıkarılıyor. Ölüm var ortada, ölüm. Dolayısıyla siyasilerin görevi değil ki mahkeme koridorlarında bu tarz konuları takip etmek. Sizin Millî Eğitim Bakanlığıyla, Adalet Bakanlığıyla bu konularda mutlaka istişare etmenizde gereklilik var ve zorunluluk var diyorum.
“MESEM’İN SİCİLİ BOZUK: KAÇAK VE DENETİMSİZ ÇALIŞMAYA İZİN VERİLİYOR MU?”
İş sağlığı ve güvenliği kâğıt üstünde "Efendim, bizim böyle hedeflerimiz var" diyeceğiniz bir şey değil. Böyle kâğıt üstünde biz hedef koyuyoruz. Bir sürü pratikte iş güvenliği uzmanları çıkıyor; yazık, insanlar çalışamadıkları için zaten istihdam yok, herkes bir hevesle "İş güvenliği uzmanı olayım, belki bir fabrikaya kapak atarım" derdinde ama bu iş cinayetlerinin önüne geçilmesi noktasında herkesin, işverenin ve yine bu işletmelerin denetlenmesi noktasında bu iş sağlığı ve güvenliğinin de sizin tarafınızdan çok ciddi şekilde bunun bir uygulama olarak hayata geçiriliyor olması gerekir.
Şimdi, ölümlü iş kazaları söz konusu olduğunda MESEM'in kötü sicilinden bahsettik. MEB konuyla ilgili —bunları da biz MEB'den alıyoruz, sizden alamıyoruz, bunu da söyleyeyim size Sayın Bakan— "2023'ten 2024 Kasım ayına kadar 26'sı hafif yaralanmalı, 5'i ölümlü 31 kaza yaşandı" demiş; sonra 31 Aralık 2025'te demiş ki: "10'u ölümlü 2 bin kaza." Bakanlık MESEM'deki çalışma koşullarını denetliyor mu? Buna cevap vermenizi özellikle istiyorum.
“HATAY ESNAFINA VE KOBİ’SİNE LİKİDİTE TUZAĞI KURMAYIN, BORÇLARI 10 YILA YAYIP YAPILANDIRIN!”
Hatay'da —TEPAV'ın belgelediği üzere— deprem bölgesinde en fazla istihdam kaybı yaşandı Sayın Bakan; bu önemli. Bakın, biz kentimizi yeniden inşa etmeye çalışan, ihya etmeye çalışan bir topluluğuz, bir milletiz. En fazla işçinin, emekçinin, esnafın, KOBİ'lerin, işletmelerin ve ihracat yapan işletmelerimizin vergi ve SSK açısından büyük zorlukları var. Özellikle biz buna şöyle diyoruz: Bakın, siz 6183 sayılı Yasa'nın 48'inci maddesinde sürekli oynuyorsunuz. Orada yaptığınız düzenlemelerle esnafa, işletmeye fayda sağladığınızı düşünüyorsunuz. Hayır, belki de yeniden bir kanun yapmanız gerekir; bunu lütfen bir çalışsınlar, düşünsünler. 6183 sayılı Yasa'nın 48'inci maddesinde yapılan değişiklikler ve düzenlemeler maalesef esnafın işine yaramıyor efendim, işletmelerin de KOBİ'lerin de.
Biz diyoruz ki, uzun vadeli anaparada on yıl yaparsın, üç yıl yaparsın, beş yıl yaparsın ama mükellefin kendi iradesiyle, kendi rızasıyla bir taksitlendirme ve uzun vadeli bir yapılandırma mecbur. Rasyo istiyorsun, likidite oranına bakıyorsun, "cari oran" diyor, "teminat" diyor, "Yok, teminatı 50 bin liradan 250 bine çıkardım..." Gerçekten uygulamada, pratikte bunlar anlamsız Sayın Bakanım, olmuyor. Ve faiz oranını... Bugüne kadar her otuz altı ayda bir, yirmi dört ayda bir mutlaka bir yapılandırma çıkar; şimdi, geçmiş dönemden gelen vergi yükünü totalde toplayıp üstünden yeniden bir faiz oranı yapmak doğru değil. O bakımdan, ilk günden beri bir faiz ve düşük oranlı bir faiz yöntemiyle belki yeniden bir kanunu konuşmamızda fayda var diye düşünüyorum.
“BAĞ-KUR 7200 SÖZÜ TUTULMALI, STAJ VE ÇIRAKLIK MAĞDURİYETİ SONA ERMELİDİR”
Sayın Bakanım, bu 9000 prim günü, bu önemli. İnsanlar dışarıda bekliyor bakınız, 7200 BAĞ-KUR'da emeklilik gününü bekliyor. Vergi ve SSK borçlarında mutlaka Türkiye'deki, başta deprem illeri olmak üzere, esnafı, üreticiyi ve KOBİ'yi önceleyen çok daha dikkatli ve teknik bir çalışma yapmanıza ihtiyaç var. Bunu mutlaka size söylemek zorundayız.
Staj ve çıraklık mağdurları biliyorsunuz ki yıllardır sizlere sesleniyorlar. Staj ve çıraklık mağdurlarının bu kaygıları mutlaka sona erdirilmelidir.
Son bir konu, şunu size ifade etmek zorundayım, bu yeni gelen bir bilgi: MESEM'deki öğrencilerin eğitime katkısı sonlandırıldı mı? Beş yıllık süre, bu eğitim ve öğretim yılı itibarıyla sonlandırıldı mı?
Kaynak:İSTANBUL SES


